Haftalık Gündem Değerlendirmemiz [23.04.2025]

AİLENİN KORUNMASI VE SAPKINLIKLA MÜCADELE İÇİN KANUN TEKLİFİMİZİ TBMM’YE SUNDUK

Toplumun temelini oluşturan aile kurumu, küresel ölçekte yürütülen ideolojik saldırılarla ciddi bir tehdit altındadır. Sapkın akımların yaygınlaştırılmasıyla birlikte yalnızca toplumsal dokumuz değil, insanlığın geleceği de tehlikeye atılmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde aile yapısının zayıflaması, nüfus artış hızının durma noktasına gelmesine neden olmuş, bu durum başta ekonomi olmak üzere sosyal dengeyi alt üst etmiştir.

Ahlaki ve manevi değerlerimizi zedeleyen hayasızca tutum ve davranışların uluorta sergilenmesi karşısında ceza mevzuatının yeniden düzenlenmesi artık ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiştir. Sapkın birlikteliklerin normalleştirilmesi ve alenen sergilenmesi genel ahlakı ve kamu düzenini tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Bu yüzden, toplumsal huzurun ve ahlaki değerlerin korunması için bu tür çirkefliklere karşı caydırıcı önlemler alınması gerekmektedir.

Cinsiyetsizliği yücelten ve insan fıtratını hedef alan bu ideolojik saldırılar, evlilik kurumunu ve aile yapısını doğrudan tehdit etmektedir. Bu nedenle aile kurumunun korunması için etkili ve caydırıcı yasal düzenlemelerin yapılması acil bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Bu ihtiyaca binaen ve toplumsal talepler doğrultusunda, “Ailenin Korunması ve Sapkınlıkla Mücadele” başlıklı kanun teklifimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduk. Söz konusu kanun teklifi, toplumun ahlaki yapısını korumayı, nesillerin ifsada karşı muhafazasını ve aile birliğinin güçlendirilmesini amaçlamaktadır.

Bu mücadelede tüm siyasi partileri sorumluluk almaya, ortak değerlerimiz ve insanlığın geleceği için bu teklifimize destek vermeye davet ediyoruz.

GENÇLİĞİMİZİ VE TOPLUMUMUZU YOZLAŞTIRAN MEDYA AĞLARI DERHÂL DURDURULMALIDIR

Gençliğimiz, dijital ve görsel medya yoluyla ciddi bir ahlaki ve kültürel kuşatma altındadır. Başta TikTok olmak üzere bazı sosyal medya platformları; gayrimeşru ilişkileri teşvik eden, şiddeti normalleştiren, şöhret ve haz tutkusu aşılayan içeriklerle genç zihinleri esir almakta, onları sahte ve sorumsuz bir dünyanın içine sürüklemektedir. Bu platformlar, gerçeklik algısını sarsmakta; gençlerin, dijital meydan okumaları gerçek hayata taşımasına ve hatta şiddet, istismar ve suça yönelmesine sebep olmaktadır. Dijital sömürü düzeninin aparatlarından biri olan TikTok, bazı ülkelerde yasaklanmış ya da sınırlandırılmıştır. Bizler de geç kalmadan gerekli adımları atmalı, gençliğimizi bu dijital hipnozdan kurtarmalıyız.

Benzer bir tehlike de televizyon ekranları üzerinden evlerimizin içine kadar girmektedir. Özellikle gündüz kuşağı programları; aldatma, çarpık ilişkiler, zina, şiddet ve mahrem meseleleri utanmazca sergileyerek, ahlaksızlığı sıradanlaştırmakta ve toplumun en temel kurumu olan aileye güveni sarsmaktadır. Reyting uğruna adeta bir mahkeme salonuna çevrilen bu programlar, her gün milyonlarca izleyiciye çürümenin ve çöküşün sahnelerini servis etmektedir. RTÜK tarafından defalarca yapılan uyarılara ve kesilen cezalara rağmen bu programlar, toplumun manevi yapısını zehirlemeye devam etmektedir.

Gerek sosyal medya platformları gerekse televizyon kanallarındaki yozlaştırıcı yayınlar, gençliğin ve dolayısıyla toplumun geleceği açısından büyük bir tehlike hâline gelmiştir. Gençliğimizi, ailemizi ve geleceğimizi korumak için bu kirli medya ağlarına karşı ivedilikle harekete geçilmeli, zararlı yayınlar yasaklanmalı ve toplumun değerlerini yaşatacak, bilinçli nesiller yetiştirecek sağlıklı bir medya düzeni inşa edilmelidir.

EVLİLİĞE TEŞVİK VE 25 YIL ÜSTÜ EVLİLERE DESTEK

Evlilik yalnızca iki insanın hayatını birleştirmesi değil; toplumun huzur ve istikrarının da temelidir. Nesil emniyetinin sağlanması ve nüfusun kendini yenilemesi evliliklerin çoğalmasıyla mümkündür.

Evlilik aleyhtarı yıkıcı yayın ve çalışmalar, eğitim hayatının uzaması ve ekonomik sebepler gençlerin evliliğe mesafeli durmasına sebep olmaktadır. Bu bağlamda: Yeni evlenecek çiftlere evlilik kredisi/hibe, çeyiz yardımı gibi destekler daha yaygın ve etkili bir şekilde sunulmalı; genç istihdamına yönelik politikalar güçlendirilmeli; öğrenci evlilikleri desteklenmeli ve kolaylaştırılmalıdır. Aynı zamanda, dijital platformlarda aileyi değersizleştiren içerikler yasaklanmalı, evliliği yücelten, sadakat, merhamet ve vefa gibi değerleri öne çıkaran yapımlar zorunlu kılınmalıdır. 25 yıl evli kalan ev hanımlarına emekli maaşı bağlanarak emeklerinden dolayı ödüllendirilmelidir.

AİLE KADININ SARAYIDIR

PKK ve uzantısı partilerin aile düşmanlığı hız kesmeden devam ediyor.

Her ne kadar insanlık komünizmin kocasız, çocuksuz, ailesiz komünal toplum modeline yüz vermeyip ondan fersah fersah uzaklaşsa da Kürt halkının oyları ile siyaset yapan bazı siyasetçiler bu en ilkel fikirleri “yeniymiş gibi pazarlamaya” devam ediyor.

Abdullah Öcalan’ın evliliği kölelikle eş gören sosyalizm kalıntısı sözleri bu kez DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki tarafından taklit edilerek bir kez daha aile ve kadın düşmanlığı yapıldı.

Aile kurumu, insanlık tarihi kadar eski olduğu halde bu kurumu kapitalizmin ihtiyaçlarını karşılayan bir yapı olarak tanıtmaya çalışan DEM Partili vekil, kadın savunucusu gibi rollere bürünse de aile düşmanlığını PKK lideri Abdullah Öcalan’dan aldığı icazetle sürdürüyor.

Bir taraftan kapitalizmin hedef aldığı aile kurumuna, sosyalistlerin de aynı minval ve yerden ateş ediyor olması ekonomi, ahlak ve değer sömürücüsü olan bu iki ideolojinin aslında ikiz kardeş olduğunun en net göstergesidir. Aile kurumu kapitalizmin ürünü olsaydı, bugün kapitalizmin ileri karakolu olan küreselciler aileyi hedef almaz, tıpkı sosyalistler gibi LGBT sapkınlığının savunucusu olmazdı.

Eskimiş solcular ile küreselciler elbirliği ile aile kurumunu hedef almaktadır. Çünkü aile kurumu, halkların varlığını koruyan en sağlam kaledir.

Aile, küreselci ve lgbtci taifenin iddia ettiği gibi kadın düşmanlığının merkezi değil; tam tersine kadın için saray, çocuklar için oyun bahçesi erkekler için ise huzur mekânıdır.

Türk ırkçıları, Kürt kadınına “çok çocuk doğuruyor” iddiası ile hakaret ederken, Kürtlerin oyu ile Meclis’e girenlerin Kürtleri aile olmamaya, çocuk yapmamaya teşvik eden densiz açıklamalarını kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

FAİZ ARTIRMAK KAYNAKLARI SERMAYEYE PEŞKEŞ ÇEKMEKTİR

Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu, 6 Mart'taki toplantısında 250 baz puan indirerek yüzde 42,5’e düşürdüğü politika faiz oranını, 17 Nisan’da 350 baz puan artırarak yüzde 46’ya yükseltti.

Yapılan açıklamada artış gerekçesi, önümüzdeki aylara dair enflasyon beklentisi ve mevcut fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci açısından oluşturduğu risk unsuru olarak belirtildi.

Enflasyonla mücadelede en kolay yöntem faiz artırımına gitmektir. Artan faizler paranın yönünü dövizden mevduat faizlerine çevirirken, artan faizlerin oluşturduğu yüksek maliyetler nedeniyle harcama ve tüketimden kaynaklanan talebi önemli oranda kısmaktadır.

Faiz artırımı enflasyonla mücadelede belli dönemler için işe yarayabilir. Ancak uzun vadede ekonomi üzerindeki yıkıcı etkilerinden kurtulmak oldukça güçleşir.

Kur dengeleme ve talep kısılması yanında yüksek faizlerden kaynaklı finansman maliyetlerinin artması, yatırım, üretim ve dolayısıyla istihdama darbe vurmaktadır. Sermayesi olan yatırımcı da yatırımlara yönelmek yerine sermayesini faize yatırmakta, dolayısıyla cari açığı kapatmada en etkili faktör olan üretim sektörü ikinci bir darbeye maruz kalmaktadır. 

Aynı zamanda hayat pahalılığının zirvede olduğu bu süreçte faiz artırımlarının yol açacağı yeni bir “sıkılaştırma” süreci, toplumun önemli bir kesimini daha fazla aç bırakma pahasına talebi törpülemek demektir.

Oysa gerek kur dengelenmesi gerekse dezenflasyon süreci açısından en makul yöntem, kamu harcamalarında tasarrufu merkeze alacak şekilde gelir-gider dengesini rayına oturtmaktır. Böylece kamu kaynaklarının sermayedârlara akması önlenebilecektir.

RUSYA’NIN, TALİBAN’I YASAKLI ÖRGÜTLER LİSTESİNDEN ÇIKARMASI

Rusya'nın Afganistan İslam Emirliği’ni yöneten Taliban'ı “yasaklı örgütler” listesinden çıkarma kararı, Afganistan’ın yeniden inşası açısından önemli bir dönüm noktasıdır. 20 yıl süren işgalin ardından, siyasi, sosyal ve ekonomik yapısı büyük ölçüde tahrip olan Afganistan’ın yeniden ayağa kalkabilmesi için uluslararası toplumun, özellikle de İslam dünyasının sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir. Afgan halkı, uzun yıllar süren savaş, yoksulluk ve dış müdahaleler nedeniyle ağır bedeller ödemiştir. Artık, onların kendi geleceklerini tayin etme hakkına saygı gösterilmeli ve dışlayıcı politikalar sona erdirilmelidir.

Afganistan'a uygulanan yaptırımların kaldırılması, dondurulan ulusal rezervlerinin iade edilmesi ve kalkınma projeleriyle desteklenmesi, halkın insanî krizden çıkışını kolaylaştıracaktır. İslam ülkeleri, bu süreçte sadece siyasi değil, ekonomik ve kültürel alanda da iş birliği geliştirerek dayanışma göstermelidir. Bu yalnızca Afganistan için değil, uluslararası adaletin ve barışın tesisi açısından da önemlidir. Küresel haydutluk ve çifte standartlara karşı ortak duruş sergilemek, emperyalist müdahalelerin yol açtığı tahribatı onarma yolunda atılacak en güçlü adımdır.

SİYONİST REJİMİN GAZZE KATLİAMI

Bugün Gazze’de yaşananlar sadece bir insanî kriz değil, sistematik bir soykırım olarak karşımızda durmaktadır. Siyonist terör rejimi, “güvenli bölge” ilan ettiği yerlerde sivilleri diri diri yakarak katletmekte; kadın, çocuk, yaşlı demeden herkesi hedef almaktadır. Yaklaşık iki aydır bölgeye tek bir yardım tırı bile girmemekte, açlık, susuzluk ve ilaçsızlık nedeniyle insanlar can vermektedir. Hastaneler ise dünyanın gözleri önünde kasıtlı olarak vurulmaktadır. Bu bir savaş değil, modern çağın en vahşi soykırımıdır.

Siyonist terör rejiminin Gazze’de işgali derinleştireceklerini ve bölgede kalıcı olacaklarını duyurması, sadece Filistin’e değil, tüm İslam coğrafyasına açık bir meydan okumadır. Buna rağmen İslam dünyası hâlâ ciddi, kararlı ve etkili bir adım atmamaktadır. Bu sessizlik artık bir utanç değil, doğrudan suça ortaklıktır.

Gazze’de yaşananlara rağmen Ürdün ve Lübnan gibi ülkelerde Filistin direnişine askeri destek verdiği gerekçesiyle insanların tutuklanması, terör rejimiyle aleni bir iş birliğidir. Bu, sadece direnişe değil, ümmetin izzetine yapılmış büyük bir ihanettir. Bugün Gazze için askeri seçeneğin masaya gelmesi bir tercih değil, bir mecburiyet hâline gelmiştir. Siyonistlerin durdurulmayan işgali, yalnızca Gazze’yi değil, Lübnan’ı, Suriye’yi de ateşe atmıştır. Herkes, işgalin sınır tanımadan nasıl yayıldığını açıkça görmektedir. Bugün Gazze’de yaşanan vahşet ateşinin yarın Ürdün, Mısır, hatta diğer başkentlerin kapısını çalması kaçınılmazdır. Terör rejiminin yayılmacı politikalarına karşı hâlâ somut bir caydırıcılık ortaya konulmaması, sadece Filistin’in değil, ümmetin ve bölge halklarının da geleceğini tehlikeye atmaktadır. Bu noktadan sonra sessizlik ihanettir, diplomasi kifayetsizdir. Gazze’nin kurtuluşu için kararlı, cesur ve gerektiğinde askeri adımların atılması; bu zalimliğe dur denmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur..

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.